Köprülü Kanyon (Manavgat)

Temmuz 23rd, 2010

Köprülü Kanyon Milli Parkı, Antalya’nın Manavgat ilçesi sınırları içindedir. Sedir ormanları ile kaplı olan Köprülü Kanyon, 14 km uzunluğunda ve 100m derinliğinde bir vadi olup, Bolasan Köyü ile Beşkonak arasında bulunmaktadır.
Köprülü Kanyon Milli Parkı ülkemizin en güzel bitki örtüsüne sahip yörelerinden biri olup, dünyada sadece bu bölgede yetişen bitki türlerinin olması bu bölgeyi dahada değerli kılmaktadır. Köprülü Kanyon’nun doğal güzellikleri yanında kültürü ve coğrafi özellikleriyle de çok sayıda turisti ağırlamaktadır.

Köprülü Kanyon ‘da  piknik yapabilir, kamp kurabilir ve rafting yapabilirsiniz. Rafting parkuru, suyun durgun olduğu yerde başlar. Köprülü Kanyon Irmağı’nın değişken özelliği rafting sporu için güzel bir alan oluşturmaktadır. Rafting yaparken yeşillikler arasından geçecek ve kendinizi doğanın büyülü güzelliğine kaptıracaksınız.

Köprülü Kanyon’nun bulunduğu Selge antik kentinde, tiyatro, agora, Zeus ve Artemis tapınakları, sarnıçlar, su kemeri, Köprü ırmağı da görülecek yerler arasındadır. Yeşillikler arasında trekking ve Jeep safari turlarıda düzenlenmektedir.

Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parkı

Temmuz 23rd, 2010

Akdeniz Bölgesinde, Antalya ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir. Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi‘ ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.

Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız ağacı, sögüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum, böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik, yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklan alt florayı meydana getirir. Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su avizeleri, iplikli yeşilalgler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek mümkündür.

Antalya Kurşunlu Şelalesi
Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, yılan ve kertenkele Tabiat Parkı’ nın faunasını oluşturur.

Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur.

Kurşunlu Tabiat Parkı, içinde konaklama imkanı yok. Ama KemerBelek ve Antalya bölgeye çok yakın; buralarda konaklayabileceğiniz çok güzel oteller bulunuyor. Antalya‘ da kalıp bölgeye günübirlik olarak gelebilirsiniz.

Alanya Kalesi ve Anıt Mezarları

Temmuz 23rd, 2010

Alanya Kalesi

Denizden ve karadan zor ulaşabilirliği nedeniyle tarih boyunca devamlı yerleşime uğramış olan Alanya Kalesi; Anadolu’ yu süsleyen yüzlerce kaleden bugün ayakta kalabilmiş, en iyi korunmuş olanlarından birisidir.

Kale 6,5 km. yi bulan sur uzunluğu, 140′ ı bulan burçları, içindeki 400′ e yakın sarnıcı, yazıtlı kapıları ile Selçuklusanatını en iyi yansıtan, Selçuklu nun görkemliliğini gözler önüne seren bir açık hava müzesi görünümündedir. Surlar, Kızılkule‘ den başlayarak, planlı bir şekildeEhmedekİçkaleAdam AtacağıCilvarda Burnu ÜstüArap Evliyası Burcu ve Esat Burcu‘ na inerek Tophane ve Tersane‘ yi geçip başladığı yer olan Kızılkule‘ de son bulur. Kalenin ilk iskan tarihi Hellenistik Döneme kadar insede gerçek anlamda Selçuklular tarafından tüm görkemliği ile abidevi hale getirilmiştir. Kalenin, içkaleolarak adlandırılan ve yarımadanın batı köşesinin en yüksek yerinde kurulmuş olan bölümünün denizden yüksekliği 250 metreyi bulmaktadır. İdari ve askeri örgütlenmenin merkezi olması nedeniyle dört yönden dayanıklı surlarla çevrilmiştir. İçkalenin orta kısmında yer alan tuğladan yapılmış iki adet Selçuklu Devri su sarnıcı bugün de işlevini sürdürmektedir. İçkaledeki başlıca yapılar batı hariç diğer cephelerde kale duvarlarının içine dayandırılarak inşa edilmiştir.

Son yıllarda Türk bilim adamlarınca, güneydoğu köşeye doğru uzanan büyük yapı grubundaarkeolojik kazılar yapılmaktadır. Anlanya Kalesi Kızıl KuleSon bulgular burasının sultan sarayı olabileceğini göstermektedir. İçkalede bugün gezerken görebileceğiniz diğer yapı grubunun da, askeri amaçlı kışla, yatakhane ve depo olabileceği sanılmaktadır. İçkalenin yaklaşık ortasına isabet eden yerde küçük bir Bizans Kilisesigöze çarpmaktadır ki, bu da kalenin inşa edildiği tarihten çok önceleri de kullanılmakta olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca kilisenin günümüze değin kalabilmesi, Selçuklular ın farklı dinden olanlara ve onların tapınma yerlerine gösterdikleri bir saygının da kanıtı olup bu bağlamda daha fazla korunması gereken yapılardandır. Yonca yaprağı planlıdır. Yuvarlak kemerli pencereler ve sağır nişlerden oluşan geniş kasnak merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Kilisenin fresklerle süslü olduğu bugün kalan izlerden belli olmaktadır. Mimari özelliklerden dolayı XI. yüzyıla tarihlenmektedir. Alaaddin Keykubatkaleylebütünleşen birçok anıtsal yapılar da yaptırmıştır. Selçuklu sanatının eşsiz örneklerinden biri olan Kızılkulekaleyle bütünlük sağlayan, plan ve ihtişamı ile Alanya‘ nın simgesi durumundadır

Çığlıkara

Temmuz 23rd, 2010

Vaktiyle dünyanın en güzel, en yörük gemileri Antalya’da yapılırmış, bu gemileri yapan ellerin ustalığı kadar, yapıldığı ağaçların kerestesi de dillere destanmış bütün dünyada. Süveyş Kanalı açılırken, Antalya ormanlarından kesilen ağaçların keresteleri buradan Mısıra gönderilmiş. Süveyş Kanalı bu ormanların on binlerce, yüzbinlerce ton kerestesini yutmuş. Mısır’a demiryolu yapılırken de on binlerce ton travers gitmiş bu zümrüt ormanlardan Afrika’ya. Suriye de buradan kereste çekmiş.

Ege adaları Antalya ormanlarından gelen kerestelerle ihya olmuş yüzyıllar boyunca,” (Atabeyoğlu, 1972) Turkuvaz denizi, yumuşacık kumu ve gökyüzünden hiç eksilmeyen güneşiyle dünyanın dört bir yanından konuk çeken Antalya, tarih boyunca ormanlarıyla ilgi merkezi olmuş.

Bu büyük ve güzel şehrin topraklarının yarısından fazlası halen ormanlarla kaplı.
En çok görülen ağaç türünün kızılçam (Pinus brutia) olmasına karşın Türkiye’de var olan Lübnan sedirinin (Cedrus libani) yarısı da bu bölgede. Romalı General ve devlet adamı Antonius’un Antalya ve çevresini armağan ettiği Kleopatra’nın ünlü gemisi de, Barbaros Hayreddin Paşa’nın donanması da aynı sedir ağaçlarıyla yapılmış.

Bakırdağları

Temmuz 23rd, 2010

Antalya ile Fethiye arasında bulunan “Likya Bölgesi”, tarihi ve turistik birçok değerlerinin yanısıra yöreyi tümüyle kaplayan ve kendi aralarında 4 bölüme ayrılan “Beydağları” ile ünlüdür. En yüksek noktasının 3070 metre ile “Kızlarsivrisi” nin olduğu Beydağları “Tahtalıdağlar”, “Bakırdağları”, “Merkezi Beydağları” ve “Güneybatı Bölümü Beydağları” gibi alt katagorilere ayrılmaktadırlar. Biz şimdi dilerseniz Bakırdağlarına doğru gidelim ve bu silsile içerisinde kalan zirveleri birlikte tanımaya çalışalım.

Bakırdağlarına adını veren olay, yaz ve bahar aylarında güneş doğarken dağların yüzeylerine vuran güneş ışınları etkisiyle bakır kırmısına çalan bir renge bürünmeleri olayıdır. Antalya’nın kayak merkezi “Saklıkent” in de içinde olduğu Bakırdağlarının bahis konusu renklerini görmek isteyenler, özellikle Eylül ayında Saklıkent yolu üstündeki Trebenna antik kentinin mezarlıklarının olduğu “Manzara durağı” na gelmeli ve güneş doğarken tam güneyde dorukları görülen Bakırdağlarını seyretmelidirler. Kışın tur düzenleyen acentalar, burada mola vererek müşterilerine Bakırdağlarını seyretme olanağı tanırlar.

Bakırdağlarına ulaşabilmek için ilk gelinecek yer, yukarıda sözünü ettiğim Saklıkenttir. Antalya’ya 55 km mesafede olan Saklıkente ulaşabilmek için kışın özel araç kiralamak veya yaz aylarında yörede bulunan köylerin yaylalarına sefer düzenleyen minibüslere binmek yeterli olmaktadır.

Bakırdağları diğer Beydağları silsilesinden Güneyde “Tünektepe”, Güneybatıda da “Pozan Dağı (2774)” ile ayrılır. Tünektepenin öbür yüzünde Tahtaalıdağlar, Pozan dağından itibaren de Merkezi Beydağları başlar.

Kurşunlu Tabiat Parkı

Temmuz 23rd, 2010

Akdeniz Bölgesinde, Antalya ili merkez ilçesi sınırları içerisindedir. Sağlıklı orman dokusu ve zengin bitki topluluğu örneklerinin ilgi çekici su ve kaya formlarıyla bütünleştiği eşsiz bir doğal peyzaj özelliğine ve önemli özelliğini meydana getiren Kurşunlu Şelalesi‘ ne sahip olması nedeniyle 394 hektarlık bölümü 1991 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.

Kızılçamın hakim olduğu alanda yer yer tek veya küçük gruplar halinde doğu çınarı, defne, harnup, yabani zeytin, sakız ağacı, sögüt ve incir ağaçları bulunmaktadır. Mersin, alıç, zakkum, böğürtlen, yabani gül, sütleğen, ılgın, ladin, kermes meşesi, kekik, yabani nane, kayıt, eğrelti ve sarmaşıklan alt florayı meydana getirir. Su bitkilerinden ise (su üstü) topalak, su nanesi, kamış(su içi) su avizeleri, iplikli yeşilalgler, (yüzer bitki) nilüferleri görmek mümkündür.

Antalya Kurşunlu Şelalesi
Yabandomuzu, tilki, tavşan, sincap, yarasa, ibibik, ağaçkakan, üveyik, sazan, su kaplumbağası, yılan ve kertenkele Tabiat Parkı’ nın faunasını oluşturur.

Nisan-Aralık ayları arası parkı ziyaret için en uygun dönemdir. Günübirlik piknik, doğada yürüyüşler ziyaretçilerin yapabileceği uğraşılar arasındadır. Tabiat Parkı içerisinde ziyaretçilerin yeme-içme ihtiyaçlarını karşılayacakları tesis mevcuttur.

Kurşunlu Tabiat Parkı, içinde konaklama imkanı yok. Ama KemerBelek ve Antalya bölgeye çok yakın; buralarda konaklayabileceğiniz çok güzel oteller bulunuyor. Antalya‘ da kalıp bölgeye günübirlik olarak gelebilirsiniz.

Aspendos Antik Kenti

Temmuz 23rd, 2010

Antalya – Köprüçay (Eurymedon) nehrinin yanında kurulmuş olan Aspendos, muhteşem antik anfi-tiyatrosuyla dünyaca tanınmaktadır.

Yunan efsanesine göre, şehir Truva Savaşı’ ndan sonraPamphylia’ ya gelen kahraman Mopsos liderliğindekiArgive kolonicileri tarafından kurulmuştur. Aspendosbölgede kendi adına madeni para bastıran ilk şehirlerden biridir. Tarihi M.Ö. beşinci ve dördüncü yüzyıla uzanan bu gümüş sikkelerde şehrin adı yerel yazı ile Estwediiys olarak geçer. 1947’ de yapılan Adana yakınındaki Karatepe kazılarında bulunan M.S. sekizinci yüzyılın sonlarına ait hemHitit hiyeroglifi hem de Finike alfabesi ile kazılmış olan iki dildeki yazıt, Danunum (Adana) Kralı Asitawada’ nın kendi isminden türetilmiş Azitawadda adında bir şehir kurduğunu ve kendisinin Muksas ya da Mopsus hanedanı üyesi olduğunu belirtir. “Estwediiys” ve “azitawaddi” isimleri arasındaki bu şaşırtıcı benzerlik Aspendos şehrininAsitawada’ nın kurduğu şehir olabileceğine işaret eder.

Aspendos Antik Tiyatrosu

Aspendos eski çağlarda politik bir güç olarak önemli rol oynamamıştır. Aspendos’ un kolonileşme dönemindeki siyasi tarihi Pamphylia bölgesindeki akımlarla uyum sağlar. Bu eğilim ile Aspendos, kolonileşme döneminden sonra bir süre Likya egemenliği altında kalmıştır. Şehir, M.Ö. 546’ daPers hakimiyeti altına girmiştir. Aspendos’ un bu dönemde de kendi adında parasını basmaya devam etmiş olması, şehrin Pers egemenliği altında bile oldukça özgür olduğunu gösterir.

M.Ö. 467’ de devlet adamı ve askeri komutan Cimon ve onun 200 gemiden oluşan filosu, ani bir saldırıyla Eurymedon (Köprüçay) Nehri’ nin ağzında konuşlanan Pers donanmasını yok etmiştir.CimonPers kara kuvvetlerini ezmek için, en iyi savaşçılarını daha önce ele geçirdiği tutsakların giysilerini giydirip kıyıya göndererek Persleri kandırdı. Persler bu adamları gördüklerinde onların düşman tarafından serbest bırakılan yurttaşlar olduğunu düşündüler ve kutlama şenlikleri düzenlediler. Bundan yararlanan Cimon, karaya çıkartma yaptı ve Persleri yok etti. Bundan sonra Aspendos, Attika-Delos Deniz Birliği’ nin üyesi oldu.

M.Ö. 411’ de Persler şehri tekrar ele geçirdiler ve üs olarak kullandılar. Şehrin Peleponnes Savaşlarında kaybettiği prestijin bir kısmını yeniden kazanma çabası içindeki Atina komutanı, M.Ö. 389’ da şehrin teslim olmasını garanti altına alabilmek için Aspendos kıyısına demir attı. Yeni bir savaş istemeyen Aspendos halkı aralarında para topladılar ve topladıkları parayı Atina komutanına vererek herhangi bir zarara meydan vermeden geri çekilmesi için yalvardılar. Komutan parayı aldığı halde, adamları bütün tarlalardaki ekinleri çiğneyerek Aspendos‘ luları zarara uğrattı. Öfkelenen Aspendos lular komutanı çadırında bıçaklayarak öldürdüler.

Aspendos Antik Şehri

Büyük İskender Perge’ yi ele geçirdikten sonra M.Ö. 333’ te Aspendos’ a girdiğinde, daha önce Pers kralına haraç olarak çok sayıda at veren ve vergi ödeyen halk, İskender’ in de bunları istememesini rica etmek için kendisine elçi gönderdi. Anlaşmaya varıldıktan sonra İskender teslim olan şehirde bir garnizon bırakarak Side’ ye gitti. Sillyon üzerinden geri dönerken Aspendosluların kendi elçilerinin teklif ettiği anlaşmayı onaylamadıklarını ve kendilerini müdafaaya hazırlandıklarını öğrenen İskender, hemen şehre doğru ilerledi. İskender’ in bölükleriyle geri döndüğünü görünce Acaropolis’ e çekilen Aspendos lular yeniden barış sağlayabilmek için elçi gönderdiler. Ancak bu kez oldukça ağır koşulları kabul etmek zorunda kaldılar. Bu anlaşmaya göre, bir Makedon garnizonu şehirde kalacak ve yıllık vergi olarak 4000 atın yanı sıra 100 talent (daha çok altın ve gümüş için kullanılan, Attica’da (şimdiki Yunanistan) 6000 drahmi, Suriye ve Filistin’ de 3000 şekel karşılığı ağırlık birimi) altın vereceklerdi.

İskender’ in ölümünden sonra devam eden savaşlarda dönüşümlü olarak Ptolemilerin veSeleucidlerin kontrolü altına giren kent, daha sonra M.Ö. 133’ e kadar Pergamum Krallığı’ nın eline geçirmiştir.

M.Ö. 79’ da Cicero’ nun davayı Roma senatosuna sunmasından önce, Cilicia konsey yardımcısı Gaius Verres’ in tıpkı Perge’ de yaptığı gibi Aspendos’ u da yağmaladığını biliyoruz. Verres, halkın gözleri önünde tapınaklardaki ve meydanlardaki heykelleri almış ve onları at arabalarına yüklemiştir. Öyle ki Verres, kendi evinde bulunan Aspendos’ un ünlü harpçı heykelini bile almıştır

Helenistik Metropol : Olympos

Temmuz 23rd, 2010

Olympos

Olympos, Hellenistik Devir’ de kurulmuştur. Varlığını M.Ö. II. yüzyılda bastırdığı Lykia birlik sikkelerinden anlıyoruz. M.Ö. 100′ de birliğin önde gelen ve üç oy hakkına sahip altı şehrinden birisi olmuştur. M.Ö. I. yüzyılda Olympos‘ a korsanlar dadanmış, şehir korsanların yerleştiği bir yer haline gelmiştir. M.Ö. 78′ de Roma komutanı Servilius Isaurieus Olympos‘ u korsanlardan temizleyerek şehri Roma topraklarına katmış, Roma dönemi sırasında hemen yakınındaki tabii gazların yandığı Çıralı‘ daki Demirci tanrı Hephaistos kültü ile büyük bir ün sahibi olmuştur.

M.Ö. II. yüzyılda bütün Lykia kentlerindeki onarım ve yardımlarından tanıdığımız Rhodiapolisli Opramoas’ ın Olympos’ a da yardım elini uzattığını ve birçok yapının onarımını ve yeniden yapımını sağladığını görüyoruz.

M. Ö. II. yüzyıl sonlarında Çiçero Olympos ‘u zenginlikler ve sanat eserleriyle dolu bir kent olarak tarifetmektedir. Kent doğu-batı yönünde yaklaşık 600 m. kuzey-güney yönünde 250 m. genişliğinde bir alana yayılmıştır. M. S. 141 ve 526 yıllarında iki kez deprem geçiren kent M. Ö. 1. yüzyılın ortaları ve M. S. 4. yüzyılda olmak üzere iki kez de korsanlar tarafından yönetilmiştir.Olympos aynı zamanda Hıristiyan‘ lığın da erken yayıldığı kentlerden birisidir. Papaz Methodius M. S. 300 yılında kenti ziyaret etmiştir. Kent 7 ve 8. yüzyıllardaki Arap istilalarından sonra 9. yüzyıldan 16. Yüzyıla dek Cenevizli tüccarların üssü haline gelmiştir. Barboros Hayrettin Paşa’ nın Akdeniz’ de Türk egemenliğini sağladığı 16. yüzyıldan sonra kent tamamen terkedilerek harabe haline gelmiştir.

Böylece bu yüzyıl Olympos‘ un en refah içinde olduğu yüzyıl olmuş, bundan sonraki III. yüzyılda yeniden korsanlar Olympos‘ a musallat olmuşlardır. Korsanların saldırıları zengin ve mamur şehri bir anda fakir düşürmüş ve önemini yitirmesine sebep olmuştur. Bundan sonra şehir önemsiz küçük bir kent olarak yaşamını sürdürmüştür.
Olympos Antik Kenti

Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyelerinin Akdeniz’ de cirit attığı Orta Çağ’ da şehir biraz hareketlenmiş ise de Osmanlıların deniz üstünlüğünü kurmalarından sonra iyice önemini kaybetmiş ve XV. yüzyılda terk edilmiştir.

Antik yapıların büyük bir bölümü çoğunluğu defne ve böğürtlen çalısı olmak üzere sık bir bitki örtüsüyle maskelenmiştir. Antik kenttebugüne dek ciddi bir kazı yapılmamıştır. Sadece 1991 ve 1999 yıllarında Antalya Müze Müdürlüğü Başkanlığı’ nda bazı eserlerinetrafındaki bitkiler temizlenmiş ve bakım çalışması yapılmıştır.

Olympos Kentine Ulaşım

Antalya-Finike yolundan Olympos‘ a gitmek için Ulupınar‘ dan harabe levhasının olduğu yola sapmak gerekir. Dar fakat nefis güzellikteki yol bizi Olympos‘ un sahiline kadar indirir. Harabeye ulaşmak için çayı geçip geniş kumsalda biraz yürüdükten sonra Olympos‘ un içinden geçen çay kenarına ulaşılır. Çayın yanından giden patika yol bizi harabenin içine götürecektir.

Olympos ‘ da Konaklama
Angaralı Pansiyon : 0 242 892 11 61

Türkmen Pansiyon : 0 242 892 12 49

Kadir’s Pansiyon Houses Ağaç Evleri : 0 242 892 12 50

Bayram’s Pansiyon : 0 242 892 12 43

Uğur Pansiyon : 0 242 825 70 25

Antik Tiyatro Artemis

Temmuz 23rd, 2010

Antalya – Alanya karayoluna dönen yolun sonunda en görkemli, aynı zamanda işlevsel açıdan en iyi tasarlanmış ve en eksiksiz Roma tiyatrosu örneği ile karşılaşılır. Yapı, Yunan geleneğine uygun olarak bir tepedeki bayıra yapılmıştır. Günümüzde ziyaretçiler yapıya epey sonra inşa edilen ön cephedeki kapıdan girerler. Aslında orijinal giriş, sahne binasının iki ucundaki tonozlu paradoslardandır. Caeva yarım daire şeklindedir ve geniş bir diazoma ile ikiye bölünmüştür. Yukarda 21, aşağıda 20 oturma sırası vardır.

Protokolün genel kuralı olarak caeva’ nın her iki tarafındaki girişlerin üzerinde bulunan localar imparatorluk ailesine ve kendilerini Roma’ nın yürek tanrısı Vesta’ ya adamış kutsal bakirelere ayrılmıştır. Orkestradan başlayıp yukarı çıkarak, ilk sıra senatörlere, yargıçlara ve büyükelçilere, ikinci sıra ise şehrin diğer ileri gelenlerine ayrılmıştır. Diğer kısımlar tüm vatandaşlara açıktır. Kadınlar genellikle galerinin altındaki üst sıralarda otururlardı. Cavea’ nın üst kısmındaki oturulacak belirli yerlere yontulmuş isimlerden buraların da belli kişilere ayrıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Tiyatronun oturma kapasitesini kesin olarak belirlemek imkansız olsa da 10.000 – 12.000 kişilik oturma kapasitesine sahip olduğu söylenir. Son yıllarda düzenlenen Antalya Film ve Sanat Festivali kapsamında tiyatrodaverilen konserlerde tiyatroya 20.000 seyircinin alınabildiği görülmüştür.

Hiç şüphesiz tiyatronun en dikkat çekici öğesi sahne binasıdır. Yığma taştan yapılan iki katlı bu binanın alt katında, sanatçıların sahneye çıkışlarını sağlayan beş kapı vardır. Ortada porta regiaolarak bilinen büyük kapı ve bunun iki yanında da porta hospitales olarak bilinen iki küçük kapı vardır. Orkestranın hizasındaki küçük kapılar ise, vahşi hayvanların saklı tutulduğu yerlere açılan uzun koridorlara aittir. Kalan parçalardan, duvarlardaki nişler ve bina formundaki küçük yapıların içine üçgen ve yarım daire biçimindeki küçük süs çatılar (pediment) altında heykeller yerleştirildiği anlaşılmaktadır.

Sütunlu üst kattın ortasındaki pediment’te şarap tanrısı, tiyatroların kurucusu ve koruyucusu olan Dionysos’ un kabartması vardır. Sahne binası cephesinin bazı bölümlerinde görülebilen beyaz sıvanın üzerindeki kırmızı zikzak motifler, Selçuklu dönemine aittir. Sahne binasının üst kısmı oldukça süslü ahşap bir çatı ile örtülmüştür.

Aspendos’ taki tiyatro olağanüstü akustiğiyle de meşhurdur. Orkestranın ortasında çıkartılan en ufak bir ses bile en üst sıradaki galerilerden rahatça duyulabilir. Zengin bir kültürel mirasın ortasında yaşayan Anadolu asilzadeleri şehirlerle ve onların etrafında bulunan anıtlarla ilgili hikayeler yaratmışlardır. Kuşaktan kuşağa aktarılan bu hikayelerden biri Aspendos Tiyatrosu ile ilgilidir.

Simena (Kale)

Temmuz 23rd, 2010

Simena (Kale)

Güzelliğini, tarihi, denizi ve güneşinden alan Simena’ya Üçağız’dan deniz yoluyla da ulaşılabilir. Karşısındaki Kekova adasında bulunan ve Akdeniz’in büyüleyici mavisinin altında yer alan batık şehri ve antik kalıntılar görülmeye değerdir. Tarihi Likya uygarlığına kadar uzanan Simena’da pek çok uygarlık kalıntılarına rastlamak mümkün. Kayalara oyulmuş tiyatro ve surlar bunlardan yalnızca birkaçıdır.